içimdekiler

RAKI BALIK

Zil sesinin, telefon sesine karıştığı sırada, bir öğrenci evinin, kamyon motorundan farksız gürültülerle çalışan buzdolabına tıkıştırdılar beni. Yarı baygındım.

Ölmek te zordu, yaşamakta. Ellerimi hissetmiyordum, ayaklarım zaten yoktu. Nefes almaya çalıştıkça buz gibi bir anason kokusu yakıyordu ciğerlerimi, ağzımda pas tadı vardı, dudağım kanıyordu.

Buradan da kurtulamam artık. "işte bitti" dediğim nokta budur. Fazla uzun sürmez bu hikaye, birkaç dakikaya kalmadan, çifte su verilmiş arsız bir çeliğin susamışlığıyla son bulur.

Eski sevgililerimi düşünmek bile ısıtmıyor içimi, üşüyorum. ben değilmiydim kış günü buz gibi denizlerde yüzen. yok, yok! bu titreme farklı. bal gibi korkuyordum işte. güzel birşeyler düşünmeliyim. artık bizim gibilerin hayatlarında güzel ne olursa(!) olmuyor yahu, beceremiyorum. aklım kimbilir hangi hain çekmecenin yataklık ettiği donmuş et kesme bıçaklarında. o balıketi kızlar bile gelmiyor aklıma. ve buzdolabı da benimle beraber titriyor. harbiden buzdolabı benden çok titriyor. homurdana homurdana içinden bişeyler sayıklıyor, nedenini bilmesem de 3.5 şiddetinde titriyor ihtiyar. sarhoş eden bir anason kokusu sarmış ortalığı, ileride bir rakı şişesi boylu boyunca uzanmış yatıyor.

"yuh be rakı" dedim "bu nasıl koku? zaten uyuşmuşum soğuktan."

kapağını çevirip yarı kapalı gözleriyle önce bir süzdü. ardından doğrulup, "sen bi kendini kokla" dedi itinayla açılmış rakı şişesi, damarıma basarcasına.

yedi denizin kokusu sinmiş ulan üstüme, daha güzeli var mı? nice güneşin battığı altın sularda yüzdüm ben. ayışığında yakamozla oynaştım. köhne bir fabrikanın zift tutmuş teknelerinde meydana gelmedik biz, annem beni dalaman açıklarında doğurdu. sahi, annem hayatta mıdır şimdi? dalamana bir daha gitmek.. gözlerimi kapatıp, ne emeklerle biriktirdiğim birkaç mutlu anıdan birini izlemeye başladım. biraz da tüyleri yolunmuş tavuk cesedine bakmamak için.

Uzun boynunu büküp, "çok mu kötü kokuyorum" dedi rakı şişesi.

"yok" dedim. "boşver, sen asıl istanbulu görmelisin. kokuşmuşluğu lağımlarından değil, hayatlarından gelir yaşayanlarının. yaşamak denirse... beni de o pislikten çıkardılar. Dua mı etmeli yoksa okkalı bir küfürmü bilmem. hayallerimin kadınını ararken düştüm o batağa. kadın milleti değilmi, her pisliğin altında onlar var zaten."

Derin bir "offffffffff" çekti rakı şişesi. "kadınlar olmasaydı ben de olmazdım" dedi. "sen olmazdın, dünya olmazdı, aşk olmazdı, kimse bu kadar efkarlanmazdı. kimse sarhoş olmak, aşık olmak, rakı şişesinde balık olmak istemezdi."

Gülüştük. suçluyu bulmuştuk; kadınlar...

"Biliyor musun? Yine de ölüceksem, üzeri nergislerle örtülmüş, yosundan çarşaflı, serin bir nehir yatağında, derya kuzusu iki mercanın koynunda heyecandan ölmek isterdim" dedi balık.

Kikirdedi rakı şişesi, sonra hıçkırdı.

"Hep" dedi "hep, o köy yerinde kırlangıç ayaklı kızların ezdiği ucuz kırmızı şaraplara özenirdim, şarap kadehlerine.. hep güzel kızlar öper onları, beniyse öpen dudaklarda illaki bıyık olucak. Benim gibi delikanlı içkinin kaderi, hep erkeklerle mi öpüşmek olucaktı bee!

Bir kahkaha patlattı balık, buzdolabı gülerken ortalığı birbirine kattı. Eli, kolu olsa ikisine de patlatıcaktı rakı şişesi, eli kolu yoktu. boynunu büktü. Gözyaşlarıyla karışınca bozuldu rakının rengi, bozuldu sinirleri, sinirliydi, sinirden çatlayacaktı.

Kimse farkında değildi o buzdolabının içinde yaşayanların, aslında birbirlerinin de farkında değillerdi. şehirler arası yolculuklarında yanyana oturmuş kadınlar gibi konuşuyorlardı işte. son denilen yereydi yolculuk. ağlamak isteyip utanan hergelelerdi, ağlamamak için gülmeye çalışıyorlardı.

"kızma be rakı" dedi balık, "biraz sonra kafası kesilecek olan sen değilsin."

soğuktan uyuşmuştu rakı, zorlayarak kendini "merak etme" dedi. "üç saniye sonra hiçbirşey hatırlamazsın. Ne de olsa balıksın. Sahi sen nasıl balıksın böyle; hep balık olup derdi tasayı unutmak isterdim. nerde senin o meşhur balık hafızan."

kanlı gözleri derinlere daldı balığın. hiç dalmadığı kadar derinlere..

"vay be" dedi rakı şişesi. "demek balıkların bile unutamadıkları varmış."

daldığı derinlerden çıkmadı gözleri balığın. donuk gözlerine rakı şişesinin göremediği bir hayal yerleşti. sanki çıktı da o buzdolabından, dipsiz maviliklere daldı. sanki o balık hafızasında inatla sakladığı bir resmi koydu gözlerinin önüne. küçücük kalbi, koca gözleri, hırçın bedeninin her bir hücresi gerildi ansızın.

öyle bir salladı ki kendini, koca rakı şişesi devrilecekti neredeyse. balık gözlerini açtığında başında rakı şişesi vardı, üzeri damla damla ter içerisinde, gözleri yaşlı. "sakın pesetme, dayan biraz daha, hadi" diye zırvalıyordu.

"yine mi sen. zebani misin be uğursuz herif? çekil başımdan."

balığın ilk sözleri bunlar oldu. sesi boğuldu birden rakı şişesinin. nasıl güleceğini şaşırdı. bu laflara da sevinilir miydi? Sevindi...

"kaç dakikadır baygındın. Acelen ne, birazdan zaten.. neyse! nasılsın şimdi?"

"güzel bir düşe dalmışım. hangi **** uyandırdı lan beni? rüyamda yine onu gördüm. balık hafızası bile unutmuyor bazı şeyleri rakı şişesi. zaten yoruldum bu hayattan. Bu arada hayat öpücüğü felan, bi salaklık yapmadın değil mi? zaten erkeklerle öpüşüyormuşsun."

Rakı gayet ciddi, "başka yerinden verdik havayı" dedi, güldüler.

ihtiyar bozdolabı homurdanarak "hadi hazırlanın. almaya geliyorlar sizi." dedi, demesine kalmadan önce buzdolabının, sonra buzluğun kapısı açıldı. elinde buz yapmak için su dolu bir kapla, o güzel kız göründü.

balığın gözleri sudan yeni çıkmış gibi parladı. ölümün tüm donukluğu silindi pullarından. narin eli uzanırken genç kızın, balığın ağzı öpmer gibi dokundu parmaklarına. kız balığa mı gülümsedi, hatta gülümsedi mi bilinmez; balık, kızın gülümsemesine yarım dudağı, baygın gözleriyle karşılık vermeye çalıştı.

kapanırken kapısı buzluğun, "hooooooo" dedi rakı şişesi. "sakin ol balık kardeş."

yüzünde haala o salak gülümsemeyle "nasıl olur. işte o. işte her gece rüyamda aşık olduğum kız bu. tanıdı beni. gülümsedi bana. buldum işte onu. adı ne? tanıyor musunuz onu?" gülümsemesi yırtık dudağı sayesinde olmayan kulak hizasına kadar uzadı.

dudağı yırtık, çenesi düşük balık durmadan anlattı her gece gördüklerini; üç saniyelik hafızasıyla. yıllar önce görmüştü onu sahilde su topu oynarken. Tatilciydi, sabahları balık tutardı denize uzanan iskelede. bir gün takılmıştı kızın oltasına. Kız bizimkini eline alıp önce biraz sevmiş, sonra hoyrat balıkçılar gibi dudağını parçalamadan itinayla iğneyi çıkartıp tekrar denize salmıştı. o gün bu gündür her gece rüyasındaydı işte. gecelerce çektiğini bir kendi biliyordu. Ağzını zar zor toparlayarak anlattı balık heyecanla.

rakı şişesi, balığın haline gülerek "güzel kız" dedi. bir kahkaha attı. "ama senin değil o, bu evdeki çocuklardan birinin arkadaşı ve büyük ihtimal seni o arkadaşı için meze yapıcak." ve bir kahkaha daha.

balık önce bir afalladı "hadi len ordan" dedi. Biraz kendine gelince sağa sola yalpalayarak duzdolabının köşesine çekildi. yüzünü kuyruğuyla kapatır gibi kıvrıldı. soluğu sigara dumanından farksızdı, içi yanıyordu. "millete birşey anlatırsan böyle alay konusu olursun" dedi.

umursamaz gözlerle baktıklarını görünce konuşmadı daha fazla. daha önce de gördük bu bakışları. haklılar, kime ne benim rüyalarımdan, deli saçması düşlerimden. sahi o muydu? Hayatımın kadını. unutmadım hiç yüzünü, oydu biliyorum. bu yürek böyle attıysa kesin oydu. bir hüzün çöktü buzdolabına, bir sessizlik kapladı, soğuktan sert bir sessizlik.

buz gibi rakı şişesi sırtına dokununca irkildi birden.

"hadi toparlan" dedi rakı şişesi. "akşam olmak üzere, birazdan sofra hazırlıklarına başlarlar."

bir solungacından girdi balığın, diğer solungacından çıktı laflar. "git başımdan" dedi balık, "rahat bırakın beni."

inatla dikildi başında rakı şişesi. "hadi bana yardım et" dedi. "Aklıma bir fikir geldi. Kızın getirdiği su kabını döküp içine rakı koyalım mı ne dersin. bardaklarına buz koydukça iyice çarpıyım hıyarları. gitmeden eğlenelim biraz. nasıl fikir? "

ister istemez güldü balık, çocukların düşeceği hali düşününce.

"hadi salla kuyruğunu" dedi rakı şişesi. kahkahalarla döktüler su kabını buzdolabının içine. "durun yapmayın, kış günü hasta ediceksiniz beni" dedi dolap ama kahkahalar bastırdı sesini. eğdi uzun boynunu rakı şişesi. "Şifadır" dedi doldurdu kabı. "bir de büyük almışlar utanmadan, yarıya gelmeden komaya sokarım ben bunları"

şen kahkahaları çınlattı ortalığı, şen kahkahaları buzluğun açılan kapağıyla donup kaldı ansızın.

yine uzandı kızın eli, fakat bu defa hoyratça kavradı balığı. hüzünlü gözlerle iki arkadaş birbirine bakarken kapısı yavaşça kapandı dolabın.

tezgahın üzerine sertçe bıraktı balığı. karnına bir bıçak sapladı. önce kalbini çıkarttı, sonra ne varsa tatilci kızdan kalan. pullarını iki dakikada temizledi. belli ki ilk kurbanı değildi. yeni sevgilisi yaklaştı kıza arkadan, yanağına bir öpücük kondurdu. oynaştılar tezgahın başında. Balığın kanı, kızın ellerine bulaştı.

inatla ölmedi balık. ölemedi. başı biryerdeydi baktı ordan. ağladığını sandı, gözleri kanadı. Yüreği bir yerdeydi, attı belli belirsiz. sızladığını sandı, yüreği kanadı. içi boş bedenini una buladılar, sanki tuz bastılar sandı. inatla ölmedi balık. tuz da bastılar.

parça parça edip kızgın yağa attılar balığı. canı yandı. ağlayamadı, gözleri yoktu. dişini sıkamadı dayanmak için acıya. dişi yoktu. çekti tüm acısını ağır ağır. boş bir beden bırakmıştı balığa tatilci kız, açık bir mezar gibi. çekti tüm acıyı içine derin bir nefes gibi.

yağ neye kızgındı bilinmez; sağa sola tükürüyordu. "sen daha gebermedin mi?" dedi balığa

Cevap vermedi balık. sadece cızırdadı. duymadı kız. dumanlar tüttü tepesinde. kız bir dönüp bakmadı. için için yandı balık, kız bir arayıp sormadı. hergele yeni sevgili geldi, ters yüz etti balığı, alt üst etti. "hazır bu" dedi. balık daha hazır değildi hiçbirşeye. kız umursamadı, kurdu sofrayı, ölüme terkedip balığı çekti gitti.

Merak mı ettiniz neler oldu daha sonra. ölümün olmadığını öğrendi balık. ölmek kımıldayamamaktı. öylece kalakalmaktı. zaten cansız bir maddeydi beden. kontrolünden çıkmıştı sadece. ölmediğini görünce anladı balık, sonsuzadek sürecekti acısı. gördü, duydu, farketti herşeyi, kımıldayamadı. cansız bir maddenin ruhuydu artık, bir tabağa dizildi parçaları. hiçbirşey yapamamaktı ölüm.

Rakı şişesi sökerek çıkarıldı buz tutmuş buzdolabından. arkadaşının halini görünce yıkıldı, ayakta duramadı; kaldırdılar. buzlarla beraber gözyaşları ıslattı masayı; bir bez alıp üzerindeki yaşları sildiler, masayı sildiler. ana avrat sövdü rakı şişesi. andiçti, sahte rakılar gibi kör edeceğine, komaya sokacağına, canlarına okuyacağına.

"burdayım" dedi balık. İrkildi rakı. Sızlayan her yerine inat, gülen bir sesle; "daha işimiz var unuttun mu, bu koalisyon çocuklarına derslerini vermeden gitmek yok, ölmek yok" dedi balık.

Rakı şişesi çocuklar gibi ıslatıyordu altını, altına bez koydular. Zeki abla yanıktan başladı fonda. doldu bardaklar, boşaldı yürekler. zehir zıkkım edilecekti bu zıyafet kılığına girmiş cenaze merasimi. zehir zıkkım da edildi, planlandığı gibi.

Balık en sinsi kılçığını eski bir gladyatör dostu kılınç balığına özenip, mızrak vari bir hamleyle sapladı çocuğun boğazına. İlk yutkunma denemesinde kanırttı iyice, kan çıkana dek. Uzunca uğraştırıp, parmaklarını kusturana kadar boğazına sokturmadan kımıldamadı yerinden. Yedi ceddine küfürler eşliğinde atıldı çöp tenekesine. kalanı sokakta yaşayan bir evsize nasip oldu. Rakının sonu da farksız.. Öyle bir çarptı ki diğer çocuğu, iki gün kafası ramazan davul gibiydi. sabaha kadar damarlarında ateş yaktı, halay çekti, ne bayılttı, ne ayılttı çocuğu. eşşek tepmişten beter etti. O da binbir tövbe eşliğinde lavabo kanalıyla uğurlandı istanbulun kirli sularına...

hiç ölmedi balık.

rakı hep dostu olarak kaldı.

kız mutlu oldu.

buzdolabı bozuldu, eskiciye verdiler.



Yorum gönder






içimdekiler

Tüm hakları saklıdır.
Sayfadaki öğelerin ticari amaçla kullanılaması, izinsiz veya kaynak göstermeden yayınlanması fikir ve sanat eserlerini koruma kanununa göre suçtur.